25 Mayıs 2009 Pazartesi

Benim Adım Uğur Kaymaz‏

ONİKİ YAŞINDA 13 KURŞUN 21.11.2007Bundan tam üç yıl önce iki ömrüm tükenişi yazıldı tarihe. Ahmet kaymaz ve on iki yaşında ki oğlu uğur kaymaz akşam karanlığında devletin eli silahlı haydutlarınca kurşun yağmuruna tutuldu. Neden? On iki yaşında bir çocuğunun bu şekilde öldürülmesine ne sebep olabilirdi. Onlar kendilerince bir neden bulmuşlardı. Zira her şey ağabeylerinin planlamasıydı. Onlara düşen görev emirlere uymaktı. Çıkarıldıkları adalet yoksulu mahkemelerde on iki yaşında bir çocuğa terörist deme cesaretini gösterdiler. Hem de şöyle ilginç bir durum daha vardı, olay Kızıltepe de olmuş ancak halkın tepkisinden korkan devlet, davayı Eskişehir'e alınmıştı. Katil polisleri cesaretlerinden bir diğer sebepte bu olsa gerek. Ahmet ve uğur kaymazın cansız bedenleri üzerinde yapılan otopsi sonucu durumun ne denli vahim olduğu ortaya çıktı. On yaşında ki uğur kaymazın bedeninde 13 adet kurşun bulundu. Tamamen öldürmeye yönelik bir saldırının ispatı idi bu ufacık bedene 13 kurşunun sığdırılması. Birçok fail-i meçhulün yaşandığı bu coğrafya da ilk değildi uğur kaymaz ve babası, biliyoruz ki son da olmayacak bu düzen değişene dek! Devletin içinde gün ve gün artan gizli yapılanmalar, gizli savaş örgütleri (jit, jitem, kontr-gerilla) bizlerin verdiği vergilerle beslenip ezilen halklara ve bizlere bir darbe olarak inmektedir. Görünüşte bizi temsil ettiği ve savunduğu sanılan devletin ve birimlerinin gün geçtikçe artan komik uygulamaları çığırından çıkmaktadır. Bu gerçek ile uğur kaymaz davasında da karşılaşıyoruz olayın gerçekleştiği ilk günlerde Kızıltepe ye gelen adalet bakanı cemil çiçek, iç işleri bakanı Abdül kadir aksu ve birçok milletvekili olayı infaz olduğu kanâtına varmışladır. Ancak ilerleyen zaman içerisinde ne hikmetse olayın gidişatı karanlık birimlere teslim edilmiştir. İşte bu süreçte medyanın üç maymunu oynaması ile birlikte mahkeme skandal kararlara imza atmıştır. 12 yaşında bir çocuğa terörist denilmesini yeterli bir ibare sayan mahkeme polisler hakkında beraat kararı vermiştir. Böle bir sonucun ardından kafalarımızda şöyle bir soru işareti oluşuyor: bize yapılacak ya da herhangi bir bireye yapılacak bir saldırıdan sonra kim? Kime? Kimlere? ve nasıl güveneceğiz? On iki yaşında ki bir çocuğunun bedenine on üç kurşun sığdıran polislere mi? Yoksa on iki yaşındaki bir çocuğa terörist diyenleri serbest bırakanlara mı? Gerçekten vahim bir tablo! Öyle görünüyor ki her şey sistemli bir oyunun parçası yaşamımızdaki en büyük hedefimiz bu sistemli oyunu bozmak olmalıdır. Susuşlarımızın onları cesaretlendirdiğ i unutulmamalıdı r. Yeni uğur kaymazlar yeni infazlar olmaması için sizleri her alan da onurlu mücadeleye davet ediyoruz. Yazımı bir düşünürün sözleri bitiriyorum: "birisi çıkıp bir mahallede laf eder; sıradan birsidir. Musluk tamircisi falanda olabilir. Sözüne yıllarca sadık kalır mahallesinin ve hatta halkının yazgısını bile değiştirebilir. .."YUNUS ÜLKER

Nâzım’ın ‘Öteki Defterler’i...

Nâzım Hikmet’in 1938’de İstanbul Tevkifhanesi’ndeyken kullandığı defterler, Piraye’ye yazılmış mektupların olduğu sandıkta bulundu. Nazım’ın yeni defterlerinde bulunan dört anlatı parçası ‘Öteki Defterler’ adıyla Eylülde YKY’den çıkıyor.
Memet Fuat arşivi düzenlenirken, Piraye’ye yazılmış mektupların bulunduğu sandıktan çıkan, yarım kalmış ve bugüne kadar hiçbir yerde yayımlanmamış roman ve hikâye parçalarıyla dolu defterlerden 160 sayfalık yeni bir Nâzım Hikmet kitabı hazırlandı. Piraye’nin 5 Mart 1938 tarihli mektubunun görseliyle başlayan kitapta “Orası” adlı yarım kalmış bir roman, kitapta yüz sayfalık bir bölüm oluşturuyor.
“Bir defter al, her gün duyduklarını yaz. Eminim ki mektupların kadar güzel olacaktır”(Piraye)“İnsanların arasından ayrıldığım vakit karaya vurmuş hazin bir palamuda benzerim.”(Nâzım Hikmet) Eylül ayında Yapı Kredi Yayınlar’dan (YKY) çıkacak Öteki Defterler’le ilgili yayınevi notları ve defterlerden alıntılar: Dört defter tutan “Orası”, hapishane ortamını ustalıkla betimleyen, birbirinden ilginç çok farklı tiplerin birarada anlatıldığı bir roman. Buradaki kişilerin ve olayların ne kadar gerçek olduğunu Nâzım’ın hayatını yakından bilenler görebilir. Yani hem kendisinin hem Piraye’nin izini sürmek, sözü edilen bazı siyasi olayları tarihi gerçeklerle karşılaştırmak mümkün. Bir deftere dört bölümü yazılabilmiş “Zeytin ve Üzüm Adası”, İmroz adasında geçen, kısa ama roman kıvamında bir anlatı. Adını “Bayram” koyduğumuz isimsiz metinde 1930’lu yılların Yüksekkaldırım ve Tünel çevresinin renkli dünyası, mübadelenin bıraktığı izler bütün güncelliğiyle aktarılıyor.
Piraye’ye hitaben yazıldığından, adını “Piraye’ye” koyduğumuz son metinde ise Nâzım, hapishanedeki düşlerini güçlü imgelerle, bir mektup sıcaklığıyla vermiş. ORASI ADLI YARIM KALMIŞ ROMANDAN PASAJLAR...Sübyan kısmıyla beraber komunistler de avluya çıkarılmıştı. İçlerinden biri, Cemal Mahir, arkadaşlarından ayrıldı. Cemal Mahir muharrirdi. İnce balmumundan yüzünde simsiyah kaşları şeytancasına yukarıya doğru çekikti ve tevkifhaneye girdikten sonra bir gün, belki canı sıkıldığı için, belki de Lenin’i düşünerek çenesinde kırmızısı bol, sivri bir sakal bırakmıştı. Musa Ağa’nın başına toplanan çocuklara sokuldu. Piç Memet’i dinledi ve sordu: - Senin suçun ne? - Hırsızlık. Ne olacak? - Hiç... Öyle sordum. Anan baban yok mu? - Var. Dünyaya zembille inmedik ya. Babam Bursa’da şofördü. Ama birbirimizi kaybettik. Ne soruyorsun? Akraba mı çıkacağız? Kürt Musa, Piç Memet’i azarladı.- Ulan doğru cevap versene. Bey gazeteci. Belki seni yazar. (.........)
Ressam Halim, kadınların bugün ya süs ya yük hayvanı halinde kullanıldıklarını, herşeyin aslında kadın için de iktisadi kurtuluşun bulunduğunu, kadınla erkek arasında cinsi, ahlaki musavata taraftarlığını söyledi. Ve bunları söyleyen adam gençti, uzun boyluydu, ihtiraslı ve kuvvetliydi.. Belki işte bütün bunlardan dolayı bir yaz gecesi, ay ışığından ibaret bir denizin üstünde, bir sandalın içinde ve sahilde, uzaklarda yanan ışıklar, söylenen şarkılar arasında Hatice genç anne memelerini Ressam Halim’in sıcak ellerine bıraktı. Ertesi sabah pişman olmadı. Halim’i delicesine sevdiğini zannetmiyordu ama Mısır’daki kocasını aldattığı da bir an bile aklına gelmemişti. (.........)Ziyaretçiler gittiler. Cemal Mahir fırsatını bulup görüşme yerinin bir an açık kalan kapısından karısını kucakladı. Ressam Halim, Hatice’nin gidişini seyretti. Tornacı Aziz gelen erzakları ve çamaşırları didik didik eden Yusuf Baba’ya çıkıştı. Ve sekiz komunist, Selami’yle Mehmet oğlu Mehmet de dahil, Cemal Mahir, Tornacı Aziz, Saatçi Kerim, Ressam Halim, Mimar Ali ve Nuri, bayram yerinden dönen çocukların sevinçli mahzunluğuyla, ellerinde paketler ve kese kâatları avluyu geçerek Localar’a girdiler. ZEYTİN VE ÜZÜM ADASI ADLI BÖLÜMDEN...
-Yok. Ankara’da yengeç yok. Ankara’da deniz yok. Ama deniz yalnız Ankara’da yok sanma. Başka yerlerde de deniz yok. Oraları hep toprak. Toprak, toprak, toprak. Gider gidersin, toprak. Deniz bir bitti mi toprak başlıyor. Artık bir daha deniz yok. Dere var, çay var, deniz yok. Toprak. Ne kadar çok toprak, deniz kadar. Şu gördüğün denizi kurut, toprakla doldur, işte öyle. Belki denizden daha çok toprak. Kimisi sarı, kimisi kırmızı, kimisi bizim adanınki gibi. Buradan giderken denizi bir günde tükettik. Toprağa çıktık. Ankara’ya kadar toprak bir haftada tükenmedi. Daha bir hafta bir ay gitsen tükenmez diyorlar. PİRAYE’YE ADLI BÖLÜMDEN...
Şimdi bunları ot yatağa o ilk uzanışımdan üç ay sonra yazmaya başladığım için o akşam saatlerin hesabını bitirince daha ne gibi işlerle uğraştığımı iyice hatırlayamıyorum. Fakat mutlaka düşünmüşümdür. Hareket hürriyetinden mahrum edildiğim zaman sınırsız bir düşünce hürriyetine kavuştuğumu ve böyle günlerimde resim seyreder, ses duyar, hatta yemiş yer gibi düşündüğümü sana birçok defalar söylemiştim. Herhalde o akşam da bu eski iptilaya tekrar kavuşmamın zevkiyle işin sefahatına kadar varmışımdır. Buna eminim. (.......)Soğuk. Soba sönmüş. Dar, uzun battaniyemin altında yapayalnızım. Halbuki bilirsin ki ben en iyi yazılarımı sokakta kalabalığın arasında dolaşarak yazmışımdır, evde okuduğumu anlamak için çocuklarımın gürültüsüne muhtacım ve insanların arasından ayrıldığım vakit karaya vurmuş hazin bir palamuda benzerim

Monna Rosa

Monna Rosa, siyah güller, ak güller Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister; Ah, senin yüzünden kana batacak, Monna Rosa siyah güller, ak güller! Ulur aya karşı kirli çakallar, Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa. Monna Rosa, bugün bende bir hal var, Yağmur iğri iğri düşer toprağa, Ulur aya karşı kirli çakallar. Zeytin ağacının karanlığıdır Elindeki elma ile başlayan Bir yakut yüzükte aydınlanan sır, Sıcak ve minnacık yüzündeki kan, Zeytin ağacının karanlığıdır. Zambaklar en ıssız yerlerde açar, Ve vardır her vahşi çiçekte gurur. Bir mumun ardında bekleyen rüzgar, Işıksız ruhumu sallar da durur, Zambaklar en ıssız yerlerde açar. Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçegini eziyor gibi... Ellerinden belli olur bir kadın.. Denizin dibinde geziyor gibi, Ellerin, ellerin ve parmakların. Açma pencereni, perdeleri çek: Monna Rosa seni görmemeliyim. Bir bakışın ölmem için yetecek; Anla Monna Rosa, ben öteliyim... Açma pencereni, perdeleri çek.. Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna; Saat on ikidir, söndü lambalar. Uyu da turnalar gelsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar; Zaman ne de çabuk geçiyor Monna Akşamları gelir incir kuşları, Konarlar bahçenin incirlerine; Kiminin rengi ak, kimisi sarı. Ah! beni vursalar bir kuş yerine! Akşamları gelir incir kuşları... Ki ben, Monna Rosa bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında. Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar... Su kenarında Ki ben Monna Rosa bulurum seni. Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa Henüz dinlemedin benden türküler. Benim aşkım sığmaz öyle her saza, En güzel şarkıyı bir kurşun soyler... Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. Yağmurlardan sonra büyürmüş başak, Meyvalar sabırla olgunlaşırmış. Bir gün gözlerimin ta içine bak: Anlarsın ölüler niçin yaşarmış, Yağmurlardan sonra büyürmüş başak. Artık inan bana muhacir kızı, Dinle ve kabul et itirafımı. Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı, Artik inan bana muhacir kızı. Altın bilezikler, o korkulu ten, Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne; Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen, Bir tüy ki, kapalı geceye, güne Altın bilezikler o korkulu ten!

Sezai Karakoç

12 Eylül VİCDAN MAHKEMESİ‏

Merhaba Arkadaşlar,






Eski bir Türk filmi vardır, müşfik ve karınca incitmez kahramanımızın attığı her gol ofsayt gerekçesiyle iptal edilmektedir. 28 senedir belki de hepimiz o filmde attığı tüm goller iptal edilen kişileriz. Bizler, yani sıradan insanlar. Belki sıradan insanlarız ama en az çeşitli mevkileri işgal edenler kadar hakkımız var doğru bildiklerimiz söylemeye, yaşadığımız acıları paylaşmaya ve bir daha yaşanmamasını talep etmeye. Bundan sonra "bu da mı ofsayt bu da mı ofsayt" diye ağlamamak için vicdanımızın sesini haykırmaya davet ediyor bizi 70 milyon adım platformu.

Ha bir başka film vardır, şişman ve zengin çocuk açık artırmaya çıkarılan sıpacığın seyisi olan çocuğa "benim olacak, vurucam kırbacı vurucam kırbacı" demektedir. Pek de acıklı bir sahnedir. Vicdanımızın sesini darbecilerin yine sahneye çıktığı bugünlerde haykırmazsak birileri de demokrasiyle birlikte bize vuracak kırbacı. Haklarımızın ve özgürlüklerimizi bir daha kırbaçlatmamak için hep biraraya gelmeye ve darbeciler vicdanlarımızda yargılanırken demokrasiye karşı girişilen eylemlere tanıklığımızı ifade etmeye çağrılıyoruz.

Ben ilk tanıklığımı yapayım diyorum:
Bence 12 Eylül insanın kendine yakışanı giymesi değil, bir çocuğun referandumda hayır pusulası isteyen annesinin karnına boyu yetişmediği için bir ay sonra doğacak kardeşini dipçiklenmekten koruyamadığı için ömrü boyunca döktüğü ve dökeceği gözyaşlarıdır.

Başka çocuklar büyürken ağlamasın diye 12 Eylül saat 17.00de Sakarya Caddesi'nden Yüksel Caddesi'ne yürüyor ve saat 18.00'de mahkememizi gerçekleştiriyoruz.
Bütün vicdan sahipleri tanıklıklarını sunmak üzere davetlidir.


Bir zamanlar Erivan Radyosu‏

Ermenistan'ın başkenti Erivan'da yayın yapan Ermeni ulusal radyosu bünyesinde 1955 yılında Kürtçe yayın yapan bir bölüm kurulmuştu.
Böylece Erivan Radyosu, dağılmış olan Kürt halkının, yarım asrı aşkın ortak sesi, ortak dili ve tesellisi olmayı başarıp günümüzde tarihsel değere haiz bir konum aldı. 1939 tarihinde ise, Irak'ta kurulan ve Kürtçe yayın yapan Bağdat Radyosu ile takriben aynı dönemde, İran'da da Kürtçe yayın yapan Urmiye Radyosu mevcuttu. Fakat bu iki radyonun yayın dilleri, Fars ve Arap dili etkisinde kaldığından Türkiye'deki Kürtlerce rağbet göremedi. Bunun tam tersi olarak Erivan Radyosu, anlaşılır Serhat şivesiyle yayın yaparak, müzikte de enstrüman olarak genelde Kürtlere has Bilur ve Fiq (Kaval ve Mey) kullandı. Böylece, Erivan Radyosu süreç içerisinde dinlenen ortak bir radyo konumuna geçti. Bu şekilde, köy misafir odalarının en seçkin köşesine yerleştirilen ecnebi malı ahşap kaplamalı pille çalışır kocaman radyolar, yarım asrı aşkın Kürtçe yayın yapan Erivan Radyosu (Radyona Rewanê)'nun istasyonuna kilitlenip durdu. Varlıklı ve imtiyaz sahibi kişilerin yüklü paralar ödeyerek satın alabildikleri bu radyolardan Kürtçe haberler, klamlar, stranlar, işitsel tiyatro ve hik‰yeler dinlemek adeta bir ayrıcalık sayılırdı. Koca bir köyde en fazla iki tane radyo bulunurdu. Erivan Radyosu'nun Kürtçe haber yayın saatinde radyonun bulunduğu ev her gece tıklım tıklım misafir dolup taşardı. Sadece evin saygın reisinin kumanda edebildiği radyonun o kesme şekere benzer sıralı düğmelerinden biri olan açma tuşuna basıldığında; gırtlaktan gelen tok sesiyle spiker, Keremê Seyad ile Gulizera Casım'ın sesi işitilmeye başlardı.. Ermenistan'da yaşayan Kürtlerin konuştuğu Serhat şivesiyle haberleri sunmaya başlayan bu spikerler, 'Erivan xeberdide, guhdarên eziz, naha bibîzın deng u behsên teze' (Erivan Radyosu haberleri sunar, değerli dinleyiciler şimdi yeni haberler dinleyeceksiniz) cümlesi radyoda okununca onlarca insanın doluştuğu oda adeta sessizliğe gömülürdü. Bazen Azniva Reşit, bazen Sêvaza Evdo, bazen de Lusika Hüseyn isimli kadın spikerler periyodik olarak haber sunumunda eşlik ederdi Keremê Seyad'a. Ama her zaman Keremê Seyad, o Kürt gırtlağıyla sunduğu dünya haberlerini yıllar boyu evimizin içine kadar taşıdı, hem de zengin bültenleriyle. Erivan Radyosu aracılığıyla Kürtler, Brejnev'den tutun Kruşçev'e, Andropov'dan Çerninko ve Gorbaçov'a kadar tüm Sovyet lider ve bakanlarını bu radyo aracılığıyla bilmiş oluyordu. Ayrıca, Soğuk Savaş döneminde SSCB ile ABD arasındaki kıtalararası balistik füzeler ve nükleer silah üstünlük yarışı konusunda da Kürtleri aralıksız bilgilendiriyordu. Öte yandan, Melle Mistefa Barzani'nin Irak ordusuyla savaştığına dair verdiği haberler, dinleyiciler tarafından can kulağıyla dinlenir ve daha sonra uzun uzadıya bu konuda yorumlar yapılırdı. Haberlerin hemen ardından yine spiker Keremê Seyad, Kürtçe müzik programının başladığını şu unutulmaz cümleyle hep hatırlatırdı: 'Guhdarên eziz dengê radyoya Erivanê, klamê cimeta Kurdan' (değerli dinleyiciler Erivan'ın sesi radyosundan Kürt toplumunun şarkıları.) Kış mevsiminin dondurucu soğuğunda Erivan Radyosu'nun Kürtçe yayın saatinde, radyonun bulunduğu evin bacasından durmadan bulutlara doğru simsiyah duman tüterdi. Hıncahınç dolan odanın sobası evin genç kızları ve gelinleri tarafından durmadan taşınan tezeklerle gümbür gümbür yanardı. Delice yanan sobanın üzerinde fokur fokur kaynayan büyük çinko kaplamalı çaydanlıkta tavşankanı kıvamında demlenen İran malı Maşin ya da Anargül marka kaçak çay, yaldızdan işlemeli cam bardaklara doldurularak saatler boyu misafirlere servis edilirdi. Tekel tütünüyle dolu, parlak metalden sigara tabakaları elden ele dolaşır, durmadan sigaralar sarılıp yakılırdı. Sigara dumanının gri bir bulut gibi kapladığı odada efsanevi Kürt dengbêj (halk ozanı) Kawis Ağa'nın naif sesinden 'deloylo de şêxêmıno' klamı inceden inceye Erivan Radyosu'ndan yayılırdı. Şeyh Mahmud Berzenci'nin İngilizlere ve Irak hükümetine karşı verdiği mücadele bir kez daha sessizce saygıyla y‰d edilirken, o dönemin canlı tanıkları ise sürekli iç çekerlerdi. Karapetê Xaço, Şeroyê Biro, Meyrem Xan, Aslîka Qadîr, Zadina Şakir, Efoyê Esed, Ahmê Çolo, Egîtê Cimo, Aramê Tigran ve M. Arîfê Cizrewî gibi birçok tanınmış dengbêjin klam ve stranlarıyla altı aylık o çetin kış mevsimi böylece geride bırakılmış oluyordu. Kış mevsimi adeta bu görevi yaz mevsimine devredercesine Erivan Radyosu'nda tüten stranlar ve klamlar susmadan taşardı yaz mevsimine. Bu defa odalar boşalır, bahçeler dolardı. Açık pencereye yerleştirilen radyodan yayılan Kürtçe stranların hazıyla, bahçede iş koşturan berivanlar ikindi vaktinin ılık güneşinde can kulağıyla stranları kaval melodisi eşliğinde dinlerken, annesinden bir emiş süt koparma telaşındaki kuzu ve oğlakların meleşmeleri radyodan yayılan stranlar ile Fîq ve Bilur'un sesiyle karışarak adeta bir ses cümbüşü oluştururdu. Gündüz saat dörtte ve akşam saat dokuzda olmak üzere günde iki kez Kürtçe yayın yapan Erivan Radyosu'nun akşam saatindeki yayını, genelde yaşlılar tarafından dinlenirken, gündüz saatindeki yayın ise umumi olarak köyün genç kız ve genç erkeklerince dinlenirdi. Böylece, Şiblîya Çaçan, Werda Şemo, Asa Evdîle, Xana Zazê, Begîya Qadîr, Susika Simo ve Eyşe Şan gibi birçok kadın dengbêjin ağırlıklı olarak seslendirdikleri aşk stranları gençlerin sevda duygularını okşayarak sevdalarına sevda katardı. Radyodan yayılan aşk stranlarının sesi köyün en ücra köşesine kadar yayılır, böylece köylü sevdalılar arasında iletişim Erivan Radyosu'ndan okunan aşk stranları aracılığıyla da kurulmuş olurdu. Böylece, Erivan Radyosu'nun kanalıyla, Kürt kültürünün müzik diliyle de nesilden nesile aktarılma olanağı sağlanmış oldu. Efsanevi dengbêj Evdalê Zeynikê, Kawîs Ağa ve benzeri birçok önemli dengbêjin sanatsal yönleri ile birbirinden farklı klam ve stran okuma tarzları bu sayede günümüze dek muhafaza edilerek yeni kuşaklara aktarıldı. Erivan Radyosu, kuruluşundan günümüze dek, gerek müzik aracılığıyla gerekse kimliksel aydınlanma amaçlı programlarla Kürt ulusal bilinç ve kültürünün daha da berraklaşmasına maksimum katkı sundu. Ne yazık ki son yıllarda ekonomik yetersizlikten ötürü, Erivan Radyosu'nun iki saatlik yayın süresi yarım saate indirildi. Ekonomik yetersizliklere rağmen, yine de radyoyu ayakta tutmaya gayret eden büyük emektar spiker Keremê Seyad'ın bu konudaki çığlığı, Bilur ve Fîq'in sesini baskılayacak kadar hüzünle yankılanmaktadır!

BÖTE

Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü, Eğitim fakültelerinin 1998 yılında yeniden yapılanması sonucunda birçok eğitim fakültesinde oluşturulmuştur. Bölüme sadece Türkiye'deki üniversitelerde rastlanmaktadır. Lisans mezunları Bilgisayar Öğretmeni ve Öğretim Teknoloğu ünvanını taşımaya hak kazanır. Lisans programındaki bilgisayar eğitimi ile mezunlar bu iki meslek dışında Yazılım Tasarımcısı ve Yazılım Geliştirimi olarak da istihdam edilmektedir.

Lisans programının amaçları

İlk ve orta öğretimde görev alacak olan, temel mesleki bilgi ve becerileri kazanmış bilgisayar öğretmenleri yetiştirmek.
Öğrenci kitlesinin eğitim düzeyine ve eğitim içeriğine uygun öğretim materyali ve eğitim yazılımı tasarlama, geliştirme, uygulama ve değerlendirme alanlarında donanımlı BDÖ (Bilgisayar Destekli Öğretim) uzmanları yetiştirmektir.
Geniş kapsamlı ders notları [1] adresinden bulunabilir.

Bulunduğu Üniversite ve Fakülteler

Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü, BOLU
Anadolu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi BÖTE Bölümü - ESKİŞEHİR
Ankara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Fakültesi, BÖTE Bölümü - ANKARA
Atatürk Üniversitesi, Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - ERZURUM
Bahçeşehir Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, BÖTE Bölümü - İSTANBUL
Balıkesir Üniversitesi, Necatibey Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - BALIKESİR
Başkent Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - ANKARA
Bilkent Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - ANKARA
Boğaziçi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - İSTANBUL
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - ÇANAKKALE
Çukurova Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - ADANA
9 Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - İZMİR
Ege Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - İZMİR
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - ESKİŞEHİR
Fırat Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - ELAZIĞ
Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - ANKARA
Hacettepe Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - ANKARA
İnönü Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - MALATYA
İstanbul Üniversitesi, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - İSTANBUL
İzzet Baysal Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - BOLU
Kahramanmaraş S. Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - KAHRAMANMARAŞ
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fatih Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - TRABZON
Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - İSTANBUL
19 Mayıs Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - SAMSUN
ODTÜ, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü: "English" ve "Türkçe"- ANKARA
Pamukkale Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü, DENİZLİ
Sakarya Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - ADAPAZARI
Selçuk Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - KONYA
Uludağ Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - BURSA
Yıldız Teknik Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü- İSTANBUL
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü, BURDUR
Girne American University, Education Faculty, CITT Department-Girne/K.K.T.C.
Yakın Doğu Üniversitesi, BÖTE Bölümü: Lisans, Yüksek Lisans, Doktora "Türkçe", Lefkoşa/K.K.T.C.
Doğu Akdeniz Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü: "English" Gazi Magosa/K.K.T.C.
Erzincan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - ERZİNCAN
Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, BÖTE Bölümü - VAN

Kaynakça ^ http://bote.balikesir.edu.tr/~bote0219
"http://tr.wikipedia.org/wiki/Bilgisayar_ve_%C3%96%C4%9Fretim_Teknolojileri_E%C4%9Fitimi_B%C3%B6l%C3%BCm%C3%BC" adresinden alındı.

yezidlik

Yezidilik (Arapça: يزيدية, Farsça:یزیدیان, Kürtçe: Êzidîtî, Êzidîyên), Ortadoğu kökenli bir dindir. Şeyh Adi tarafından kurumlaştırılmış olan bu dinde inananların çoğunluğu Kürt olup, ağırlıklı olarak Irak'ın Musul kentinde yaşamaktadırlar. Suriye, Türkiye, İran, Gürcistan ve Ermenistan'da da cemaatleri bulunan Yezidiler'in bugünkü toplam sayısının 1,000,000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca başta Almanya ve İsveç olmak üzere Avrupa ülkelerinde de birçok göçmen Yezidi yaşamaktadır.
1970'li yıllara kadar özellikle Urfa-suruç'ta yoğun olarak yaşayan ve sayıları 80.000'i bulan Türkiye Yezidileri, 1980'lerle beraber yurtdışına göç etmeye başlamışlardır. 1985 yılında 23.000'e inen sayıları, 2007 yılında 377'ye kadar (Urfa'da 243, Batman'da 72, Mardin'de 51, Diyarbakır'da 11 kişi) gerilemiştir. Türkiye Yezidilerinin büyük bir kısmı bugün Almanya'da yaşamaktadır, Avrupa Parlamentosu üyesi Feleknas Uca bunlardan biridir.

gezi foto